Uzay yürüyüşü selfiesi

Uzay yürüyüşü selfiesiABD’li astronotlar Rick Mastracchio ve Steve Swanson, sadece 1 saat 36 dakika süren uzay yürüyüşünde istasyon dışındaki teknik arızayı onardı. Yerden gönderilen emirleri toplayan arızalı bilgisayar, yenisiyle değiştirildi.Görev, NASA’nın en kısa uzay yürüyüşlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Zira, uzay istasyonunda ortalama yürüyüşler 5-6 saat sürüyor.Astronot Mastracchio, yürüyüş esnasında çektiği selfie’yi daha sonra Twitter’da paylaştı. Mastracchio, “Uzay giysisi iyi bir selfie çekmeyi zorlaştırıyor. Ancak bugün birkaç tane denedim” ifadesini kullandı. Uzay yürüyüşü esnasında istasyonun gölgesi altında da kalan Mastracchio, buna rağmen başarılı selfie’ler çekmeyi başardı. 

Deniz Filmleri Festivali ilk defa Bodrum’da düzenlenecek

Deniz Filmleri Festivali ilk defa Bodrum’da düzenlenecek Deniz Filmleri Festivali, 18 – 20 Nisan 2014 tarihleri arasında Bodrum’da düzenlenecek. Denize, denizciliğe, doğaya ve ilişkili her sosyal sorumluluk projesine destek veren Milta Bodrum Marina ana sponsorluğunda ve Bodrum Deniz Ticaret Odası organizasyonu ile düzenlenecek olan festival filmleri Oasis Cinemarin Sinemaları’nda seyircileriyle buluşacak.  Denizlerin büyülü ve heyecan dolu dünyasını beyaz perdeye taşıyan festivalde birbirinden ilginç 11 film ve belgesel gösterimi yapılacak. Festivaldeki film gösterimleri ücretsiz olacak. Mineral Event tarafından Türkiye’de ilk defa düzenlenecek olan Deniz Filmleri Festivali, 18 – 20 Nisan 2014 tarihlerinde denizin büyülü ve heyecan dolu dünyasına gönül verenler için Oasis Cinemarin Bodrum’da perdelerini açacak.  Dünya festivallerinden filmlerBir Doğan Holding kuruluşu olan Milta Bodrum Marina ana sponsorluğunda ve Bodrum Deniz Ticaret Odası organizasyonu ile hayata geçen Bodrum Deniz Filmleri Festivali, dünyanın farklı festivallerinde gösterime giren ve büyük beğeni kazanan ya da ödüle layık görülen filmler arasından seçilen filmlerden oluşuyor. Denizin macera dolu yüzüDeniz Filmleri Festivali Direktörü Murat Yılmaz, izleyicileri gündelik hayatın streslerinden kurtarıp uzaklara, engin maviliklere götürecek bir festival programı yaratmayı amaçladıklarını belirterek, “Hayatın bir parçası olan ve her gün yanında yaşadığımız denizin altı ve üstündeki eşsiz yaşamı daha da yakından görmek isteyen macera ve deniz tutkunlarını heyecanlandıracak bir festival programı hazırladık.” dedi.  Deniz Filmleri Festivali bu anlayışla, dünyada dikkat çekmiş, bol ödül kazanmış filmlerden oluşan bir seçkiyi izleyicilerle ücretsiz olarak buluşturuyor. Festival kapsamında deniz kültürü, keşif, deniz ve macera sporları, deniz ve insan konulu filmler ve çarpıcı belgeseller bulunuyor.  Pasifik Okyanusu’nda ahşap salda 101 gün Festivalin en dikkat çekici filmlerinden biri olan “Kon-tiki”, Thor Heyerdahl ve beş arkadaşının 1947′de Güney Amerika’nın batı kıyılarından Tahiti’nin doğusundaki adalara yaptıkları yolculuğu anlatıyor. Film yüksek yapım kalitesi ve güçlü hikayesi ile dikkat çekiyor. Robert Redford’tan muhteşem oyunculuk  Ünlü aktör Robert Redford’un güçlü oyunculuğu ile taçlanan film, yelkenlisi ile açık denizde yol alan bir adamın hayatta kalmak için verdiği savaşı anlatıyor. Shackleton deniz ve maceraseverler için Bodrum’da “Shackleton’un Kaptanı” 1914 yılında güney kutbuna yapılan keşif ekspedisyonunu gemi kaptanının gözünden anlatıyor. Hulda’nın macerası Ünlü heykeltraş İlhan Koman’ın çalışma alanı, evi ve yarattığı inanılmaz heykellere sergi alanı olan Hulda teknesinin İsveç’ten Türkiye’ye 1 yıl süren deniz yolculuğunun hikayesini anlatan belgesel izleyicileri sanat ve bilim dünyasına bir yolculuğa çıkarıyor. Son Süngerci : Aksona Mehmet Türkiye’nin yaşayan belki de son sünger avcısının geçmişe dönüş hikayesini anlatan belgesel Türk ve Yunanlı süngercilerin Ege Denizi’nin derinliklerinde yaptıkları dalışları ve süngercilik mesleğinin detaylarını anlatıyor. Festivalin diğer dikkat çekici filmleri ise “Keşif ve macera” odaklı. “Denizi aşmak”, Tierra Del Fuego” ve “Ve Sonra Yüzmeye Başladık” belgeselleri. Dünya denizlerinin değişik bölgelerinde yaptıkları deniz kanosu yolculukları ile insanın sınırlarını ve hayal gücünü yeniden keşfetmeye zorlayan bu belgeseller dünyamızın küçülmesine de katkı sağlıyor. 

iPhone\’da \’power\’ tuşu olmayacak

iPhone\'da \'power\' tuşu olmayacak  Apple ’ın 2007 yılında ilk iPhone’dan bugüne ürettiği tüm cihazlarında kullandığı ve cihazın tepe kısmında yer alan ‘power’ yani güç tuşunun iPhone 6′da olmayabileceği ortaya çıktı. iPhone’ların açılıp kapanmasını sağlayan güç butonunun fiziksel bir buton olmak yerine yeni telefonda dokunmatik ekran üzerinden bu işlemin yapılacağı düşünülüyor. EKRANI GENİŞLİYOR iPhone 6 ile ilgili kesinleşen bir şey var ki o da cihazın ekranının mevcut iPhone‘lara kıyasla daha geniş olacağı. Ölçüler henüz net değilse de şirkete yakın kaynaklar iPhone Air veya iPhone 6′nın 4.7 veya 5.5 inç’lik bir ekrana sahip olacağını belirtiyor. Ancak iki farklı iPhone tanıtılması durumunda 4.7 ve 5.5 inç olmak üzere iki farklı ekranlı iPhone’la da karşılaşmamız olası.

Aşık değilken de kalbinizi hatırlayın

Aşık değilken de kalbinizi hatırlayın Kalp ve damar rahatsızlıkları ölüm nedenlerinin başında geliyor. Dünya Kalp Haftası, kalp ve damar hastalıkları konusunda farkındalık yaratmak ve bireyleri kalp sağlığını korumaya yönlendirmek için kutlanıyor. Bu yıl 7-13 Nisan’a denk gelen Dünya Kalp Haftası’nda Dr. Back-Up doktoru Ali Esat Keskin, kalp sağlığını korumak için ipuçlarını paylaşıyor. Kalbimizi aşık olduğumuzda atışları hızlandığı için hatırlıyoruz. Oysa hayati önem taşıyan kalbimize her zaman özen göstermemiz, kalp ve damar rahatsızlıklarını önlememiz gerekiyor. Kullanıcılarına özel  evde bakım hizmetleri veren Dr. Back-Up’ın doktoru Ali Esat Keskin, 7-13 Nisan Dünya Kalp Haftası’nda kalp sağlığını korumak için önerilerini aktarıyor.  Kalp hastalıkları arasında en sık rastlanılanların koroner damar hastalığı, kapak hastalıkları, damar hastalıkları (damarlarda balonlaşma, damar tıkanıklıkları, damar sertliği gibi) ve ritim bozuklukları olduğunu aktaran Dr. Keskin, “Kalbimizi etkileyen başta gelen hastalıklar damar sertliği ve yüksek tansiyondur. Kalp damar hastalıkları ileri yaşlarda görülüyor olsa da damar sertliği çok erken yaşlarda başladığı için damar sertliğini engellemeye yönelik önlemler çocukluk çağında alınmaya başlanmalıdır” dedi.Kalp hastalıklarından korunarak daha uzun ve sağlıklı yaşamanın mümkün olduğunu söyleyen Dr. Keskin, yaşam biçiminde yapılacak değişikliklerin kalp sağlığını koruyacağını belirtti ve önerilerini paylaştı:  •         Kalp sağlığınızı korumak için öncelikle sağlıklı yiyecekler tüketin. Kan kolesterolünüzü sağlıklı düzeylerde tutmak için, tereyağı, içyağı gibi yağlardan uzak durup, zeytinyağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Süt ve süt ürünlerini tüketirken yağsız veya az yağlı olmasına dikkat edin. Tam yağlı süt, yoğurt ve peynirler kan kolesterolünüzün yükselmesine neden olabilir. Kırmızı et tüketiminizi olabildiğince azaltıp beyaz et tüketmeye özen gösterin.  •         Alkol tüketiminde aşırıya kaçmayın, ölçülü olun. Günlük bir kadeh kırmızı şarabın iyi huylu kolesterolü yükselttiği söyleniyor olsa da daha fazla alkol tüketimi tam tersi etkiyi yapacak, kalp hastalığı riskini arttıracaktır. •         Her zaman kilonuza dikkat edin. Fazla kilonuz varsa mutlaka kurtulun. Öğün aralarında abur cubur tarzı atıştırmalara, hızlı yemek yemeye son verin. Yavaş ve düzenli kilo verin, hızlı kaybedilen kilolar daha çabuk geri alınır. Yavaş kaybedilen kilolar kalıcıdır. İdeal kilonuza ne kadar yaklaşırsanız, kalp hastalığına yakalanma riskinden o kadar uzaklaşırsınız. •         Düzenli spor yapmaya çalışın. Hareketsiz bir hayattan kaçının. Düzenli egzersizler, tempolu yürüyüşler kalp hastalıkları ve kalp krizinden sizi koruyacaktır. 35’li yaşlardan sonra zorlayıcı sporlar yapmaya karar verirseniz mutlaka bir kardiyoloji uzmanı kontrolünden geçin. Tanısı konmamış bir kalp hastalığınız varsa kontrolsüz spor yapmanız hastalığınızın ilerlemesine kalp sağlığınızın daha da bozulmasına neden olacaktır. •         Ailede kalp hastalığı geçmişi varsa, kiloluysanız, yüksek tansiyon hastasıysanız, sigara kullanıyorsanız mutlaka Total kolesterol, HDL (iyi kolesterol), LDL (kötü kolesterol), trigliserid ve açlık kan şekeri tetkiklerini yaptırın. 

Festival Günlüğü 7 Nisan

Festival Günlüğü 7 Nisan Festivalde Dün Festivalde dün neler oldu? İsveç filmi Bizden İyisi Yok! daha ikinci günden Umudun Peşinde gibi izleyicilerin favorileri arasında girdi. Salonun gülmesinden ve film sonundaki alkıştan anlıyoruz ki seyirci filmi çok sevdi. Ningen, Medealar ve Şiddet Güzeli filmlerinin gösterimine katılan yönetmenler izleyicilerin sorularını yanıtladı. Beklenen Şarkı’yla bir kez daha Zeki Müren’in büyüleyiciliğine kapıldık. İstanbul Modern’de uzun uzun “politik sinema” derken ne anladığımızı daha çok Kürt sineması üzerinden tartıştık ve söz dönüp dolaşıp Gezi’ye geldi. Gün içinde SİYAD’ın ilk kadın başkanı unvanını taşıyan Alin Taşçıyan’ın FIPRESCI’nin de ilk kadın başkanı olduğu haberi geldi, sevindik. Akbank Galaları’nın dünkü yıldızı Büyük Budapeşte Oteli’ydi. Berlin’in en heyecanla beklenen filmlerinden İnce Buz Kara Kömür yoğun ilgi çeken bir diğer film oldu. TOPLUMSAL GERÇEKÇİ Mİ SİYASİ Mİ POLİTİK Mİ? Yönetmenler Kazım Öz ve Emin Alper’in konuşmacı oldukları dünkü politik sinema söyleşisinin temel tartışması, politik sinema derken neyin kastedildiği üzerinden yürüdü. Kavramlar ve tanımlarının sorgulanması sinema tarihinden filmler ve yönetmenler üzerinden yapıldı. Salondan da katılımın yoğun olduğu söyleşi yaklaşık iki saat sürdü.  Emin Alper söyleşiyi, politik sinemanın sınırlarının ne olduğunu tartışarak açtı. Toplumsal gerçekçilik derken neyi kastettiğimiz, sosyal gerçeklik, yoksulluk gibi sınıfsal meseleleri hep politik olarak ele aldığımızı, tüm bunların üzerine tartışılabileceğini söyledi. “Yol, Bereketli Topraklar “politik” film mi? Diğer taraftan toplumcu gerçekçi olmayan sinemanın imkânı var mıydı Türkiye’de?” Bu ve benzer sorularla giriş yapan Emin Alper 2000’li yıllarla birlikte anaakım sinemada 12 Eylül eleştirileri sık sık karşımıza çıksa da politik sinema deyince ilk akla gelenin Kürt sineması olduğunu belirtti. Kazım Öz de benzer bir sorgulamayla “apolitik sinema var mı?” diyerek sözü aldı. “Toplum iktidarlar tarafından apolitik bir hayat yaşamaya dayatılıyor. Halbuki hayatın her şeyini belirleyen bu gerçeklikten uzak tutulmaya çalışılsa da politik olmayan bir film yoktur diye düşünüyorum. Hollywood filmleri Kürt sinemasından çok daha ideolojik ve politik olabilir.” cümleleriyle devam etti. Salondan gelen gezi sanat yapma biçimini/zi nasıl etkiledi? sorusuna Kazım Öz, “Kürtler için Gezi 90’lardı; toplumsal hareketler, kitleselleşme, korsan gösteriler ve bugünden çok daha sert gelen karşılık. Fakat Kürt hareketi tek bir etnisiteye dayanıyordu, sadece Türkiye’deki değil dünyadaki tüm iktidarlar tarafından marjinalleştiriliyordu. Gezi öyle değil; Gezi’yi çok kültürlülüğe dayalı, toplumsal muhalefetin hepsini bir arada tutan ve bu yanıyla Kürtlere de katkı sunabilecek bir hareket olarak görüyorum. siyaset biçimini değiştiren enerjinin sanata yansıması da daha çok komedi / mizah çıkışlı olur diye düşünüyorum.” Emin Alper ise Gezi’nin en başından beri içinde olmasına ve çok da etkilenmiş olmasına rağmen içinden böyle bir film yapmak gelmediğini söyledi. “Bireysel dünyalarımızda büyük resmin yansımasını yaşıyoruz. Bireysel şiddetle devlet şiddetinin sürekli iç içe geçtiği biçimde ele almak beni cezbediyor. Dolayısıyla direkt aklımda Gezi’yle ilgili bir film yapma fikri olmasa da Gezi’yle kurduğum bireysel ilişki filmimde yer alabilir” diye sözlerine ekledi.Karşılıklı sorular ve cevaplarla devam eden söyleşi, bu konuda politik bir alan olarak festivallerin konumuna, 1960 ve 70’lerde toplumsal gerçeklik tanımlaması içine sıkışan politik sinemanın neden gelişmediğine, tür sinemasının eksikliğine dair yorumlarla sona erdi.  GERÇEK VE KURMACANIN SINIRLARINDA Festivalin “Bu İkiliye Dikkat” bölümü altında Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ile birlikte gösterilen Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nin dünkü gösterimine filmin yönetmenlerinden Emre Akay ve oyuncularından Gülüm Baltacıgil katıldı. ‘‘Çok az insanın, çok sevdiği film’’ olarak nitelediği bu ilk filmini 6 kişilik bir ekip ve çok düşük bir bütçeyle çektiklerini belirten Akay, o dönemde çok fazla dijital film kabul eden festival olmaması sebebiyle 35mm formatına aktarırken karşılaştıkları güçlüklerden de bahsetti. Aslında kısa film fikriyle yola çıktıkları bu filmin, filmde de yer alan kasting çekimleri sırasında şekillenmeye başladığını söyleyen Akay, fikir aşamasında Dogma hareketinden etkilendiklerini dile getirdi. Filmin çekimleriyle ilgili Akay “Bu filmin sahnelerini ve kurgusunu sanki Tuğra Kaftancıoğlu çekiyormuş gibi oluşturmaya çalıştık. Filmde Tuğra’nın hastalıklı halini yansıtan, onun gözünden çekmeye çalıştığımız birçok plan var.” dedi. Baltacıgil ise, yer aldığı bu ilk uzun metrajlı filmde sınırları zorlayan oyunculuğuyla seyircilerden büyük övgü topladı.  BİR JAPON MASALIİkinci filmleri Ningen’in dünkü gösteriminin ardından yapılan söyleşide Guillaume Giovanetti ve Çağla Zencirci amatör oyuncularla çalışmanın risklerinden ve karşılarına çıkan zorlukları nasıl aştıklarından bahsettiler. “Sokakta karşımıza çıkan insanların anlatacaklarının kendi yazdıklarımızdan daha değerli olduğunu farkettik” diyen yönetmenler, senaryolarını da oyuncularıyla beraber uzun bir ön çalışma süreci sonunda yazdıklarını ve oyuncuların kendi hikâyelerinin karakterleri olmalarına izin verdiklerini dile getirdiler. 10 yıldır birlikte çalışan Giovanetti ve Zencirci, küçük bir bütçeyle fantastik sinema yapmanın onları belgesel estetiğini kullanmaya ittiğini ve bunun filmin gerçekçiliğine nasıl bir katkıda bulunduğunu söylediler.  RAHATSIZ EDİCİ, SERT FAKAT GERÇEK İzleyenlerde karnına bir yumruk yemiş hissini uyandıran Şiddet Güzeli, Mayınlı Bölge bölümünün hakkını veren filmlerden. Yönetmen Alexandros Avranas gösterim sonrasından bugünkü Yunanistan’ın durumu ve Yunan sinemasıyla ilgili bir soruya, “bir Yunan sineması bir de eleştirmenlerin etiketleri var. Sonuçta sinemada yeni akımlar sadece burada değil dünyanın her yerinde var. Ne dedikleri çok da umrumda değil. Ben sadece içinde bulunduğum toplumu anlatmak için aileyi temel alarak bir hikâye anlattım. Yunanistan batmış durumda, çıkamıyoruz ve düşman görünür değil.” sözleriyle cevap verdi. EURIPIDES’TEN ÇEHOV’AMedealar filminin yönetmeni Andrea Pallaoro dünkü gösterimde, ilk olarak insanların iletişim kurma ihtiyacı ve bunun imkânsızlığı üzerine bir film yapmaya çalıştığını söyledi. Hikâyenin çıkış noktasının Euripides’in tragedyaları olduğunu fakat en çok Çehov’dan etkilendiğini belirten yönetmen “Çehov’un karakterleri hep bir şeylerin yanlış olduğunu hissederler; ama ne yaparlarsa yapsınlar içinde bulundukları tekinsiz durumdan kendilerini kurtarmak için harekete geçmezler. Ben de böyle bir dünya kurmaya uğraştım.” dedi. Ayrıca filmin ismini “Medealar” koyarak sürpriz faktörünü ortadan kaldırmanın bilinçli bir tercih olduğunu, izleyicinin yaklaşmakta olanın gölgesinde gelişen olayları tahmin ederek takip etmelerini istediğini açıkladı.  Festivalde Bugün BİR AİLENİN BİRBİRİNE YABANCILAŞMA HİKÂYESİ Andrea Pallaoro’nun pastoral bir aile portresinden bir ailenin adım adım parçalanışına dönüşen hikâyesiyle bol ödüllü filmi Medealar yabancılaşma, samimiyet, tutku, umutsuzluk ve gönül yarasının nasıl algılandığını mercek altına alıyor. Dün festival izleyiciyle buluşan filmin yönetmeni Andrea Pallaoro bugün Nişantaşı Citylife City’s Sinemaları’nda 13.30’daki gösterime de katılacak. KOMEDİ İLE DRAM ARASINDA BİR YERDE The Full Monty’nin yapımcısı Uberto Pasolini, ikinci yönetmenlik denemesi Durgun Hayat’ta kimi kimsesi olmayan kişiler öldüğünde onların akrabalarını araştıran sıradan sosyal hizmet görevlisi John’un hayatını perdeye aktarıyor. Venedik Film Festivali Ufuklar ve Eleştirmenler bölümlerinde En İyi Yönetmen ödülünü alan Uberto Pasolini festivalin konuğu olarak Atlas Sineması’nda 19.00’daki gösterime katılacak.  SURİYE’DEKİ İÇ SAVAŞ VE DEVRİMCİ GENÇLER Dünyanın en saygın belgesel film festivallerinden IDFA’nın bu yıl açılış filmi olan ve Sundance Film Festivali’nde Dünya Sineması–Belgesel dalında Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Humus’a Dönüş, Suriye’nin Humus şehrinden devrimci gençlerin bir portresi. Yönetmen Talal Derki üç yıl boyunca biri milli takım golcüsü, diğeri kameraman iki yakın arkadaşı pasif direnişten silahlı mücadeleye doğru takip ediyor. NTV Belgesel Kuşağı’nın öne çıkan yapımlarından Humus’a Dönüş’ün Beyoğlu Sineması 19.00’daki gösterimine katılacak yönetmen Talal Derki yarın “Savaş Zamanı Belgesel Yapmak” adlı bir söyleşi de gerçekleştirecek. JAPON MASALINDA “İNSAN”I ARAMAKÇağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti, ikinci uzun metrajlı filmleri Ningen’in ikinci gösterimi için bugün Atlas Sineması’nda 19.00’daki gösterime katılacaklar. İSVEÇ’TEN KAÇMA HAYALLERİ Ester Martin Bergsmark’ın partneri Eli Leven’in yazdığı kitaptan uyarladığı Rotterdam Kaplan Ödüllü filmi İnceldiği Yerden Kopsun, androjen Sebastian ve onun kanatsız meleği, deri ceketli hetero genç adam Andreas’ın hikâyesini anlatıyor. Festivalin yeni bölümlerinden “Nerdesin aşkım” kapsamında izlenebilecek filmin Feriye Sineması 21.30’daki gösterimine Ester Martin Bergsmark konuk oluyor. ANILAR ARASINDA ÖZEL GÖSTERİMFestival kapsamında özel bir gösterimle izleyicilerle buluşacak olan Aykan Safoğlu’nun Oberhausen Kisa Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü kazanan kısa filmi Kırık Beyaz Laleler, zenci ve eşcinsel yazar kimliğiyle tanınan James Baldwin’in İstanbul’da geçirdiği uzun zamanı merkezine alan kurgusal bir diyalog olarak tasarlandı. Atlas 3 21.30’daki gösterime filmin yaratıcısı Aykan Safoğlu katılacak. Kırık Beyaz Laleler, Isaac Julien’in Langston’ı Ararken filmiyle birlikte gösteriliyor. KİM KORKAR EURIMAGES BAŞVURUSUNDAN?Köprüde Buluşmalar kapsamında her yıl olduğu gibi bu yıl da Film Geliştirme ve Yapım Aşaması Atölyeleri’nin yanı sıra sinema profesyonellerine yönelik birçok panel de düzenlenecek. Özellikle ortak yapım projesi olan ve proje geliştiren yapımcıları hedefleyen “Avrupa ortak yapımları için Eurimages desteğine online başvuru” başlıklı bu ilk panelde Eurimages Proje Yöneticisi Susan Newman ile deneyimli yapımcılar Nadir Öperli (Bulut Film) ve Emine Yıldırım (Giyotin Film) Eurimages’ın yeni online ortak yapım desteği başvurusu hakkında bilgi verecekler. Yapımcılar deneyimlerini paylaşırken başvurunun püf noktalarına da değinecekler.  Akbank Sanat’ta 10.00’da başlayacak panel için onthebridge@iksv.org adresine mail atılarak rezervasyon yapılması gerekmektedir. Festivalde Yarın SAVAŞ ZAMANI BELGESEL YAPMAK Festival kapsamında gösterilecek olan ilk uzun metrajlı belgeseli Humus’a Dönüş’le yönetmen Talal Derki, Suriye sinemasının gölgelerden kurtulmasını sağladı ve Sundance’te Jüri Büyük Ödülü’nü kazandı. Film, biri kameraman iki arkadaşın Suriye’deki direniş hareketine katılmalarını izliyor. Derki ve film ekibi, filmin yapım sürecini hep gizlilikle sürdürdü; önce sadece protestolar vardı, sonrasında ise çatışmalar ve şiddet. Salon İKSV’de 14.00’de moderatörlüğünü akademisyen Alisa Lebow’un yapacağı söyleşide Talal Derki, öncelikle savaş sırasında belgesel çekmenin farklı yöntemlerinden bahsedecek; ardından da filmin hikâyesine nasıl dahil olduklarını anlatacak. Sınırlı sayıdaki kontenjandan yararlanmak için rezervasyon@iksv.org adresine e-posta yollayarak yer ayırmanızı rica ederiz. SANAT SİNEMAMIZ NE DURUMDA? “Türkiye’de Sinemada Neler Oluyor” söyleşileri kapsamında yarın gerçekleşecek “Sanat Sinemamız Ne Durumda?” başlıklı sohbette “Sanat filmi nedir? Bir filmin sanat filmi olması için neler gerekir, hangi yollardan geçmeli, kimlerin elleri değmelidir?” gibi sorular tartışılacak. İstanbul Modern’de 16.00’da gerçekleştirilecek sohbet sinema yazarları Gözde Onaran ve Nil Kural’ın katılımıyla gerçekleştirilecek. BİR AİLENİN BİRBİRİNE YABANCILAŞMA HİKÂYESİ Festivalin ilk iki günü izleyicilerle buluşan Andrea Pallaoro, Medealar filminin Atlas Sineması 13.30’daki son gösteriminde bir kez daha izleyicilerle buluşacak. VİSCONTİ’NİN YEĞENİNDEN SEVGİ YAŞAM VE ÖLÜME DAİR “Dünya Festivallerinden” bölümünde izleyeceğimiz, ünlü İtalyan yönetmen Luchino Visconti’nin yeğeni Uberto Pasolini’nin ikinci filmi Durgun Hayat’ın Feriye Sineması 16.00’daki gösterimine Pasolini de katılıyor.  KÖPRÜDE BULUŞMALAR SİNEMA DERSİ Eurimages ile gerçekleştirilecek yarınki Köprüde Buluşmalar sinema dersi “Sinema Salonlarının Dijitalleşmesi ve Dağıtım İçin Eurimages Desteği”. Sadece ortak yapımları değil aynı zamanda dağıtımcı ve sinemaları da destekleyen Eurimages’dan Iris Cadoux, Eurimages desteklerinden yararlanmak için gereken şartları anlatacak. Panelde, Eurimages Proje Yöneticisi Susan Newman ise nasıl Eurimages/Europa Cinemas network üyesi olunabileceğinden ve Dcinex Türkiye Genel Müdürü Cengiz Çilek dağıtım ile sinema salonu desteği alabilmek için yapılması gerekenlerden bahsedecek. Akbank Sanat’ta 10.00’da başlayacak panel için onthebridge@iksv.org adresine mail atılarak rezervasyon yapılması gerekmektedir. NTV BELGESEL KUŞAĞI’NDAN OSCARLI BELGESEL Röportaj yapılan isimler arasında Bruce Springsteen, Stevie Wonder, Mick Jagger, Sting gibi efsanelerin yer aldığı, bu yılın En İyi Belgesel Oscar’ını alan Yıldız Olmaya Ramak Kala’yı izleyemeyenler için Beyoğlu Sineması 19.00 seansı kaçırılmaması gereken bir fırsat.  KOLAY DEĞİL GENÇ ÖLMEK Romain Goupil’in ilk yönetmenlik denemesi 30 Yaşında Ölmek 1968’de Paris’te yaşanan öğrenci ayaklanmasının militan lideri ve yönetmenin yakın arkadaşı Michel Recanati’nin yaşamını konu edinen bir belgesel anı filmi. Nişantaşı Citylife City’s Sinemaları’nda 16.00’da gösterilecek, “MK2 40. Yıl” bölümündeki bu filmi özellikle içinde yaşadığımız dönemin gözüyle izlemek farklı bir deneyim sunacak. SAVAŞ VE HATIRALAR Filmleri memleketi Rusya dışında neredeyse hiç uluslararası dağıtıma çıkmayan Aleksey German’ın tüm filmleri festival kapsamında izleyicilerle buluşuyor. Bu kült yönetmenin Stalin rejiminin akıl tutulmasına uğramış son günlerini dehşet içinde anan filmi Hrustalyov, Arabamı Getir! 11.00 ve Arkadaşım İvan Lapşin ise 21.30’da Atlas Sineması Salon 2’de gösterilecek. SEVENLER KAVUŞAMAZ Yarın “Bu İkiliye Dikkat” bölümünde kaçırılmaması gereken ikili, usta yönetmen Metin Erksan’ın Kuyu’su ile Zeki Demirkubuz’un bizi Masumiyet filmindeki Bekir ve Uğur’un hikâyelerinin başlangıcına götüren Kader filmleri İstanbul Modern’de 11.00 ve 13.30 seanslarında izlenebilir.  HEM DENEYSEL HEM ANİMASYON Polonya Deneysel Canlandırma Sineması’nı yakından tanımak isteyenler, Atlas Sineması Salon 3 16.00 gösteriminde Kazimierz Bendkowski ve Zbigniew Rybczynski gibi yönetmenlerin kısalarına izleme fırsatını kaçırmasınlar.  GÜLÜMSETECEK FİLMLER SinemaTV sponsorluğundaki “Antidepresan” bölümünde yarın, geçtiğimiz yıllarda çektiği Belleville’de Randevu ve Sihirbaz filmlerinden tanıdığımız Sylvain Chomet’in ilk canlı aksiyon filmi Attila Marcel’i Atlas Sineması 19.00 seansında izleyebilirsiniz. SinemaTV’nin geçen yıl olduğu gibi bu yıl da gösterim öncesi tatlı bir sürprizi olacak!  ESKİ AŞK MESELELERİ Ünlü Fransız senarist-yönetmen Cedric Klapisch’in İspanyol Pansiyonu filminden on bir; onun devamı niteliğindeki Rus Bebekler filminden sekiz yıl sonra, kahramanımız Xavier’in bu sefer New York’taki hayatına daldığımız Aşk Bulmacası “Akbank Galaları” kapsamında Atlas Sineması’nda 21.30’da gösteriliyor.   

Firmalar işçi almayı durdurdu

Firmalar işçi almayı durdurduİş arayanlar arkarken, eleman arayan firmalarda da büyük düşüş sözkonusu. Secretcv.com’un verilerine göre firmalar maliyet kalemlerini düşürmek için öncelikle ya işçi çıkarıyor ya da yeni işçi almayı durduruyor. 2012’de büyüyen firmalar yeni eleman alırken özellikle 2013’ün son 6 ayında birçok firma neredeyse hiç yeni iş yaratmadı.Secretcv.com Genel Müdürü Okan Tütüncü, Türkiye’de doktorasını yapmış olan da, üniversite mezunu da lise mezunu da iş arıyor. Şu anda Secretcv.com’da kayıtlı firma sayısını 40 bin 500, iş arayan aday sayısını ise 16.7 milyona yükseldiğini anlatan Tütüncü, “yüksek lisans ve doktora yapmış adaylar için bile işsizlik sorunu önemini koruyor. Sadece bizim sistemimizde yüksek lisans ve doktorasını bitirmiş ve aktif olarak iş arayan yaklaşık 559 bin aday var. Buna karşılık bu adayları talep eden firma sayısı ise yalnızca 405” açıklamasını yaptı.Lisansüstü eğitim almış adaylarla, bu adayları talep eden firma sayısı arasındaki uçuruma dikkat çeken Tütüncü, “Secretcv.com’da ilan veren firmaların yüzde 1’i, yüksek lisans veya doktora mezunu aday arıyor. Türkiye’de nitelikli işsizlikten bahsediyoruz fakat rakamlar gösteriyor ki, yüksek lisans ve doktora yapmış yüz binlerce aday olmasına rağmen, Türkiye’nin işgücü piyasası bu elemanları istihdam edecek nitelikte değil” dedi.İş tanımını yapamıyorlar Okan Tütüncü’nün Türkiye istihdam piyasasına yönelik görüşleri şöyle:* Secretcv.com’da kayıltı CV’lerin yüzde 45’i üniversite muzunu, yüzde 21’i yüksekokul, yüzde 6’sı yüksek lisans, yüzde 5’i doktora, yüzde 21’i lise ve yüzde 3’ü de ilkokulu mezunu kişilere ait.* İş arayanların yüzde 37’si 26-30 yaş aralığında yoğunlaşırken, 31-40 yaş aralığındakilerin oranı yüzde 33.5, 21-25 aralığındakilerin oranı yüzde 21, 40 yaş ve üzerindekilerin oranı ise yüzde 6.5’i buluyor.* Rakamlara baktığımızda, işletme programını bitiren binlerce aday olduğunu görüyoruz. Adayların bu kişiler arasından sıyrılabilmesi için aradığı işi, niteliklerini, uzmanlaştığı alanı çok net bir şekilde ifade etmesi gerekiyor. Aynı şey şirketler için de geçerli. Nasıl ki, laborant arayan bir firmanın kimya mühendisi için ilan vermemesi gerekiyorsa, spesifik özelliklere sahip eleman arayan firmanın da yalnızca ‘mühendis arıyorum’ diye ilan çıkmaması gerekiyor.* Normal koşullarda kirizin olmadığı dönemlerde eleman arayan firmaların ilan sayısı yüzde 15-20 artardı. Şubat ayında ise sadece yüzde 2’lik artış yaşandı. Şubat ayında 19 bin 500 ilan ile yaklaşık 57 bin 850 kişi istihdam edilmek üzere arandı.* Şubat ayında yılın genelinde olduğu gibi perakende, gıda ve tekstil sektörleri zirveyi bırakmadı. Türkiye’de yaklaşık 5 yıldır bu 3 sektörün istihdam alanında lokomotif sektör olduğunu söyleyebiliriz. (Cumhuriyet-Şehriban Kıraç)

Sıfır kilometre otomobil ikinci eli olumsuz etkiledi

Sıfır kilometre otomobil ikinci eli olumsuz etkilediÖzel Tüketim Vergisi ve döviz kurlarındaki yükselişle yüzde 40′a kadar artan sıfır kilometre  Otomobil fiyatları ilgiyi ikinci el piyasasına yöneltirken, pazara temiz durumda ikinci elotomobil girişinin sınırlı olması ve fiyatların yükselmesi bu piyasadaki satışları da olumsuz etkiledi.İzmir Oto Galericiler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Dursun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fiyat artışı sebebiyle sıfır kilometre otomobil piyasasında yaşanan durgunluğun ikinci el piyasasını da olumsuz etkilediğini savundu.Otomobilini satıp sıfır kilometresini almak isteyenlerin, ÖTV ve döviz kurlarındaki artışla modeline göre 20 bin lirayı bulan fiyat farkı sebebiyle tercihlerini ertelediğini anlatan Dursun, şunları kaydetti:”Sıfır kilometre otomobil fiyatlarının artması ikinci el satışlarına hareket getirdi ancak piyasaya yeteri kadar araba girmediği için temiz ikinci el otomobil bulakta zorluk yaşıyoruz. İkinci el piyasasına otomobilin gelmesi için sıfır otomobil satışlarının iyi olması lazım. Sıfır otomobil satışları şu anda çok durgun. Dolayısıyla ikinci el piyasasında 1 ile 3 yaş arasında yeterince otomobil bulunmuyor. 2012-2013 model ikinci el otomobillerin fiyatı daha fazla yükseldi.”"Sıfır kilometre araç satışlarının fazlalığı, ikinci el piyasasını da hareketlendiriyor”İkinci el otomobil piyasasında fiyatların sıfır otomobil satışlarına endeksli olduğuna işaret eden Dursun, piyasaya giren sıfır kilometre araç sayısı fazlalığının ikinci el piyasasını da hareketlendirdiğini ve arttırdığını ifade etti.Dursun, ikinci elde ilginin fiyata ve modele göre değiştiğini, 10-20 bin lira arasında ve 1-2 yaş sınırındaki araçların daha çok rağbet gördüğünü belirterek şunları söyledi:”Fiyatı 10 ile 20 bin lira arasında olan orta segment otomobil bulmakta zorlanıyoruz. Sıfır otomobillerle birlikte 1-2 yaşındaki araçların fiyatlarının da artması insanları daha ucuz ancak binilebilen modellere yönlendirdi. Fiyatların yükselmesi piyasayı da kilitliyor. İyi bir arabanın fiyatı ev fiyatı gibi oldu. Bayiler kampanya yaparak sıfır araba satışlarını artırırlarsa ikinci el piyasasında da satılık araba sayısı artar. Şu anda yeterince satılabilecek iyi model araba bulunmuyor.”“Piyasadaki ikinci el araçların yüzde 60′ı rent a car çıkışlı”İzmir Oto Galericiler Odası Yönetim Kurulu Başkan Vekili Şerif Karatop ise ikinci el otomobil piyasasında son dönemde satılan araçların yüzde 60′ının “rent a car” şirketleri çıkışlı, kiralık olarak kullanılan otomobillerin oluşturduğunu, yüksek kilometreye sahip bu araçların alıcılar tarafından tercih edilmediğini söyledi.Bursa Oto Galericiler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Yanık da sıfır kilometre otomobillerde yaşanan fiyat artışının ikinci el piyasasına yansıdığını belirtti.”Bir yaşındaki aracını satıp sıfırını almak isteyenler oluşan fiyat artışı sebebiyle şu anda bunu gerçekleştirmiyor” diyen Yanık, bu kişilerin tercihlerini ikinci el otomobillerden yana kullanmak istediğine dikkati çekerek, “Ayrıca yerel seçimler ve oluşan belirsizlik nedeniyle insanlar tercihlerini de erteliyor. Buna rağmen ikinci el piyasasında bir talep artışı var, bu talep de fiyatlara yansıdı” dedi.

Otomobilinizde yakıt tasarrufuyla ilgili bildiğiniz 10 yanlış

Otomobilinizde yakıt tasarrufuyla ilgili bildiğiniz 10 yanlış1.Küçük Otomobiller daha az yakar: Melez transmisyonlar, dizel motorlar, kademeli dolgulu doğrudan yakın enjeksiyonu, turboşarjer özellikler, gelişmiş vitesler, aerodinamik tasarım gibi gelişmiş teknolojiler standart büyüklükteki araçlarda da yakıt verimliliği sağlıyor. ‘2014 yılının en az yakan 10 otomobili’ listesinin yarısı, elektrikli modeller hariç orta ve büyük boyutta arabalardan oluşuyor.2.Manuel vites, otomatikten daha az yakar: İleri teknoloji otomatik vites sistemi en fazla manuel vitesler kadar yakıtı tüketir. Bazıları ise daha ekonomiktir.3.Otomobil boştayken daha az yakar: İster boşa alın, ister hareket halinde olun, modern yakıt enjeksiyonlu motorlar yakıtı daha verimli harcar. Ama yine de otomobiliniz, trafikte ya da bir sırada beklemiyorsa, hareket halinde değilken motoru kapatın. Motorunuzu açıp kapamak marjınızı yıpratabilir.4.Otomobil hareket etmeden önce motoru ısıtmak gerek: Modern araçlar, otomobili çalıştırdığınız ikinci dakikada hareket edebilir. Unutmayın ki motoru ısıtmanın en çabuk yolu, arabayı sürmektir.5.Aracın yaşı arttıkça daha çok akaryakıt tüketir: Eğer otomobilinizin bakımını düzenli yapıyorsanız, yaşlanması daha fazla yakıt harcaması anlamına gelmez. Düzenli araç bakımı çok önemli.6. Daha çok tasarruf için hava filtresini değiştirmeli: Bu kural çok yaşlı arabalar için geçerli olabilir. Fakat bütünleşik bilgisayarlardan oluşan modern yakıt enjeksiyonlu motorlar, otomatik olarak yakıt ve hava oranını uygun seviyede tutar. Kirlenmiş hava filtresini değiştirmek, tasarrufu arttırmayacaktır. En fazla motorunuzun performansını yükseltecektir.7. Yakıta performans arttırıcı kimyasal katkı maddesi eklersen tasarruf sağlarsın: EPA(Çevre Koruma Ajansı) sertifikası standartlarından geçen test sonuçları kimyasal katkı maddelerinin yakıt tasarrufu sağlamadığını gösteriyor. Bu tür maddeler motora zarar verebilir. Tek faydası egzoz borusunun emisyonunu artırması görülebilir.8.Premium yakıtlar tasarruf sağlar: Eğer taşıtınız premium akaryakıtlar için tasarlanmadıysa, istediğiniz kadar premium yakıt kullanın, tasarruf edemezsiniz.9. EPA yakıt tasarrufu tahminleri, aracınızın ne kadar mesafe katedeceğini söyler: EPA yakıt tasarruf tahminleri, tüketicileri tek tip araçlar üzerinden, ortalama bilgiler sunar. EPA test prosedürleri gerçek sürüş şartlarının bir yansıması olarak tasarlanmıştır. Fakat model, sürüş teknikleri ve çevresel etkenler baz alınmaz.10. Bütün araçlar yakıt tasarruf testinden geçmiştir: Sadece hafif hizmet araçları söz konusu teste tabi tutulur. Ford F250/350, chevrolet/GMC 2500/3500 ve Dodge 2500/3500 gibi popüler modeller dahi ağırlık limitini aşar ve resmi tasarruf testinden geçmezler. EPA, otoyollara çıkması yasal olmayan motosikletleri de testten geçirmez.

Türkiye’de 750 bin kişi “Hepatit C” hastası

Türkiye’de 750 bin kişi “Hepatit C” hastası Tedavide geç kalınması durumunda, siroz ve karaciğer kanserine neden olabiliyor. Tüm dünyada 170-200 milyon kişinin mücadele ettiği önemli bir sağlık sorunu. Türkiye’de ise yaklaşık her 100 kişiden birinin yani 750 bin kişinin hepatit C hastası olduğu tahmin ediliyor. Sonuçları korkutucu olsa da tıptaki gelişmeler, Hepatit C hastalığının tedavisi için umut veriyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde geçen yıl onay verilen ve 6 ay önce kullanıma giren iki ilaç ile yine önümüzdeki 5 yıl içinde kullanıma girecek farklı ilaçlar sayesinde Hepatit C’nin neredeyse tamamen ortadan kalkması bekleniyor. Türkiye’de de bir iki yıl içinde kullanıma girmesiyle birlikte hastalıktan kurtulmak mümkün olabilecek. Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bülent Değertekin, Hepatit C’nin tedavisinde çok hızlı yol alındığını vurguluyor. Hepatit C ile mücadelede aşının yerini alacak bu iki ilaç ile hem hastalığın yol açtığı ekonomik yükün ortadan kalkacağını hem de orta dereceli hastalarda yüzde 95 başarı sağlanabileceğini belirten Doç. Dr. Değertekin, “İlaçların bir iki yıl içinde Türkiye’ye de gelmesi ile hasta Hepatit C’den tam anlamıyla kurtulma şansına sahip olacak ve Hepatit C’ye bağlı siroz ortadan kalkacak. Bu ilaçların önemli bir başka özelliği de, standart tedavi yöntemi olan interferon iğnesi ile birlikte kullanılabileceği gibi sadece ağızdan hap şeklinde kullanılabilmeleri” diyor. Türkiye’de her 100 kişiden biri Hepatit C hastası Hepatit C, karaciğere saldıran bir virüsün neden olduğu enfeksiyon. Hepatit C virüsü ile enfekte olmuş insanların çoğunda ise hiçbir belirti görülmüyor. Dolayısıyla çoğu hasta, ancak karaciğer hasarı belirene kadar Hepatit C enfeksiyonu olduğunun farkına bile varmıyor. Hepatit C çoğunlukla kan veya cinsel yolla geçiyor. Tüm dünyada 170-200 milyon kişinin mücadele ettiği önemli bir sağlık sorunu. Türkiye’de de yaklaşık her 100 kişiden birinde görülen Hepatit C’ye karşı tedavi yöntemlerinde hızlı gelişmeler ise umut veriyor. Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bülent Değertekin, Türkiye’nin Hepatit C tedavisinde 10 yıl öncesine göre çok daha iyi durumda olduğunu belirtiyor. Mevcut başarı oranının hastadan hastaya değişmekle beraber hiç tedavi almamış hastalarda yüzde 40 ile yüzde 80 arasında olduğunu, yakın bir gelecekte ise bu oranın yüzde 95-100’ler düzeyine çıkabileceğini söyleyen Doç. Dr. Değertekin, Türkiye’de halen 750 bin kişinin Hepatit C ile karşılaşmış olduğunu, doktora başvuran ve tedavisine başlanan hasta oranının ise Avrupa’da yüzde 16 iken Türkiye’de yüzde 7’ler seviyesinde olduğunu belirtiyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde FDA tarafından onay verilen iki ilacın, hastalıkla mücadelede son derece etkili olduğunu söyleyen ve Türkiye’de de ilaçların bir-iki yıl içinde kullanıma girmesi ile Hepatit C tedavisinin tamamen iyileşebileceğinin müjdesini veren Doç. Dr. Değertekin, “Hastaların artık Hepatit C’den tam anlamıyla kurtulabilme şansları olacak. Şu anda kullandığımız ilaçların etkinliği karaciğer hastalığının evresi, genotipi ve önceden tedavi alıp almamış olmasına göre yüzde 20-80’leri bulmakla birlikte ilaçların yan etkileri de de fazla. Ama önümüzdeki bir iki yıl sonra Hepatit C’yi muhtemelen günde bir tablet ya da iki tabletle, üç aylık tedavi ile tamamen iyileştireceğiz ve hasta Hepatit C’den tamamen kurtulacak gibi görünüyor. Böylece Hepatit C’ye bağlı siroz da ortadan kalkacak” diyor.  Hepatit C taşıyıcılara nelere dikkat etmeli? Hepatit C virüsü taşıyıcısı olanların, hasta olmasalar bile kanı ve diğer vücut sıvılarıyla hastalığı başkalarına bulaştırabileceklerini bilmeleri gerekiyor. Bu nedenle diğer kişilerle temasta önlem almaları önemli. Bu hastaların düzenli doktor takibinde olmaları gerekiyor. Yılda 2 kere karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmaları, Alkol almaktan kaçınmaları, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırlarsa doktora danışmaları da sağlıklılarını korumak açısından gerekli önlemlerin arasında sayılıyor.  Dikkat! Bulaşmaması için mutlaka tedbir alın Hepatit C, tedavi edilmediği takdirde siroz ve karaciğer kanserine neden olabiliyor. Ancak erken tanı konulup, zamanında tedavi edildiğinde siroz riski ortadan kaldırılabiliyor. Peki Hepatit C bulaşmamış kişilerin, Hepatit C’den nasıl korunabilirler? İşte uzmanların önerisi: • Kan nakli gereken hastalarda test edilmiş, güvenilir kan nakli yapılması• Enjektör iğnesi ya da parmak delici iğnenin birden fazla kişide kullanılmaması• Jilet, tırnak makası, diş fırçası gibi kan yoluyla geçebilecek hastalıklara zemin hazırlayan eşyaların kişiye özel olması. Kuaförlerde bu tip malzemelerin temizlendikten sonra kullanılması. • Cinsel ilişkiyle bulaşmadan korunmada güvenilir yöntem olan prezervatif kullanılması   

Evlilik teklifi artık cinsiyet tanımıyor

Evlilik teklifi artık cinsiyet tanımıyorSevdiği erkeğin, romantik, ileride çocuklarına anlatabileceği bir evlenme teklifi ile gelmesi hala pek çok kadının hayali. Ancak kadının hayatın her alanında rolünün artması, erkeklerin bu konudaki fikrini de değiştirmiş görünüyor.  Dünya genelinde 4.5 milyondan fazla üyesi olan eCift.com’un yaptığı ankete katılan erkeklerin yüzde 86′sı “evlenme teklifi kadından gelebilir” derken kadınların yüzde 54′ü ise evlenme teklifinin erkekten gelmesi gerektiğini düşünüyor.  Erkeğin evlilik teklifi etme devri sona mı eriyor?Evlenme teklifi beklentisini eğitim seviyesi ve yaş aralığı da etkiliyor. Kadınların evlilik teklifi yapabileceği fikrini destekleyen erkeklerin yüzde 37′si üniversite mezunu. Ayrıca yine bu fikri destekleyenler çoğunlukla 30 yaş üstü erkeklerden oluşuyor. 23-30 yaş aralığındaki erkekler de ankette bu fikri destekleyenler arasında 2. sırada yer alıyor.  Üniversite mezunu kadınların yüzde 32′si ise kadınların da evlilik teklifinde bulunabileceği fikrini destekliyor.